Bir Durum Bir Anı ve Bir Görev
Fikret Nafi ÇOKSÖYLER
coksoyler@hotmail.com

Bir Durum Bir Anı ve Bir Görev

Fikret Nafi ÇOKSÖYLER: Gönülden Vermek

19 Ağustos 2024 Pazartesi 21:10 makaleler

Bir durum

Son birkaç yıldır veya 5-10 yıldır, hatta 15-20 yıldır giderek kaderimizin ve geleceğimizin elimizden küçük ya da iri parçalar halinde koptuğunu hissediyorum. Bu duygu giderek tüm toplumu sarıyor, hatta sarmış durumda.  Daha dün anayasa gereği yapılması gereken bir görevin uygulanması bile göz göre göre engellendi.  Anayasal görev için toplanan Büyük Millet Meclisi’nde hukukun gereğini isteyen milletvekilleri sille tokat dövüldü.  Etrafa saçılan kanları alel acele temizleniyor, kanunsuzluk ve fiili lince karşı yükselen sesler bu vahşet  ormanında eriyip yok oluyor. Hatta insan mühendisliği ile hepimize yükledikleri negatif güç nedeniyle iki kişi bile sesini birlikte yükseltemiyor, tepkilerimiz dahi bu kargaşada kendi gürültümüze karışıp yok oluyor. Geride kalan bir umutsuzluk ve hüzün…

 

Bir anı

Bu günlerde, 12 Eylül sonrasının karanlık, suskun ve ümitsiz günlerine ait bir anım çok aklıma geliyor.  12 Eylül’ün hemen ardından doğan kızım 4-5 yaşlarındaydı. Ankara’da Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu’nda 23 Nisan gösterileri olacaktı. Ben de kızımın elinden tutup, çocukluğumuzda coşkuyla yaşadığımız bu bayramı yaşamasını istedim. Kapıda bizim gibi çocuklu aileler yığılmış ve polis devletinin gereği olarak da kapının tek kanadı açılmış; insanlar içeri polis kontrolünde, tek tek alınıyordu. Kimsede uygulamaya itiraz edecek güç ve cesaret kalmamıştı. Tek bağrışma “Arkadakiler sıkıştırmayın arada çocuklar eziliyor!” şeklinde her yerden yükselen feryatlar ve birbirimize olan tehditlerdi. Hiç kimse bulunduğu kapıya yakınlık konumunu kaybetmek istemiyor, arkadakilere kızarken bir yandan da öne doğru ilerleme çabasından vazgeçmiyordu. Resmen kapıya doğru sürükleniyorduk, çocuklarımızı koruyacak gücümüz bile yoktu. O anki çaresizliğimi hiç unutamıyorum. Sürüklenmek!.. İradem dışında sürüklenmek korkularıma, rüyalarıma, çaresizliğime yapıştı. Böyle günlerde bu anım aklımdan çıkmıyor.

 

Bir görev

Anıma kaldığım yerden devam edeyim. Bir anda çocuğunu korumaya çalışan ben yaşlarda bir baba ile göz göze geldik. Hiç konuşmadan karşılıklı birbirimizin omuzlarından tutarak çocuklarımızı içine alan minik güvenli bir ada oluşturduk. Artık orada rahat nefes alabiliyorlardı. Diğer baba ile birbirimize gururla bakıyor, ama yine de sürükleniyorduk. Bir farkla; güçlerimiz birleştirerek, bir birliktelik oluşturarak çocuklarımızı ezilmekten ve ne olduğunu bile kavrayamadıkları bir travmadan koruyarak hayatlarının ilk ulusal bayramını yaşattık. O gün eve çok farklı bir insan olarak döndüm, kelimelerle anlatması çok zor, ama hep aynı canlılıkta yaşıyorum bu anıyı. Ne zaman baskı ve faşizmin yükselen nefesini ensemizde hisstsek, bende o gün spontane bir dayanışma isteği kabarıyor. Kendimi görevli hissediyorum. Mutlaka aynı şekilde çoğumuz da öyle. Bu görev duygusu bizi zaman zaman dernek, sendika ve benzeri bir çok ortamda bir araya getiriyor.

İşte ŞAKRAN GÖNÜLLÜLERİ Platformu, böyle bir sürecin etkisiyle oluştu. Kendisini , kendi ve çevresi, hatta yöresi ve ülkesi için görevli gören insanlar bir araya geldiler.  Birbirlerine destek oluyorlar muhtaçlara yardım ediyorlar, yörenin sorunlarına karşı birleşiyorlar, insanca yaşama hakkına sahip çıkıyorlar, geçmişin yozlaştırılan, unutturulmaya çalışılan değerlerini yaşatmak için çaba sarfediyorlar. El ele, omuz omuza ve birbirlerine gururla bakarak… Evet  ŞAKRAN GÖNÜLLÜLERİ Platformumuzun kendi irademiz dışında sürüklenen dünyamızda tutunacak bir dal, yaşanacak bir ada ve nefes alınacak bir bahçe olacağına inanıyorum.