Kendi Ülkene Dışarıdan Bakmak
Melike Sargın
sargin.melike@gmail.com

Kendi Ülkene Dışarıdan Bakmak

Bazen insanın dünyası, yaşadığı ülkenin sınırları kadar oluyor. Aynı mahallede yaşayanlarla konuşuyor, aynı markete gidiyor, aynı haberleri izliyor, aynı ekonomik sıkıntılardan söz ediyoruz.

18 Eylül 2026 Cuma 20:29 makaleler

Bazen insanın dünyası, yaşadığı ülkenin sınırları kadar oluyor.

Aynı mahallede yaşayanlarla konuşuyor, aynı markete gidiyor, aynı haberleri izliyor, aynı ekonomik sıkıntılardan söz ediyoruz. Bir süre sonra bütün bunları hayatın doğal akışı sanmaya başlıyoruz. Çünkü başka türlü bir hayatın nasıl olduğunu görmüyoruz.

Son zamanlarda Avrupa’da yaşayan, Türkiye kökenli olmayan insanlarla yaptığım sohbetlerde bunu daha fazla fark ediyorum. Aslında şaşırtıcı olan, onların anlattıkları kadar bizim hayatımızın bazı taraflarının onlara ne kadar sıra dışı gelmesi.

Çünkü dışarıdan bakınca bazı şeyler daha görünür oluyor.

Türkiye’de ekonomik kriz artık yalnızca ekonomi sayfalarında konuşulabilecek bir mesele değil. Kiranın ne kadar olduğu, markette neyin zamlandığı, benzinin fiyatı, bir maaşla ayın nasıl geçirileceği, iş bulmanın ne kadar zor olduğu doğrudan hayatın kendisine dönüşmüş durumda.

Ama asıl mesele yalnızca para da değil.

Bir toplumun refahını yalnızca kişi başına düşen gelirle ölçmek bana her zaman eksik geliyor. Çünkü insan yalnızca karnını doyurmak istemez. Güvende olmak, geleceğini öngörebilmek, düşüncesini söyleyebilmek, örgütlenebilmek, sevdiği insanla korkmadan yan yana durabilmek ve kendisine ait bir hayat kurabilmek ister.

Tam da bu nedenle ekonomik koşullarla özgürlük meselesini birbirinden tamamen ayırmak mümkün değil.

Bugün Türkiye’de ifade ve toplanma özgürlüğü, aktivistlerin karşılaştığı soruşturmalar, gazeteciler, LGBT+ hak savunucuları ve sivil toplum örgütleri üzerindeki baskılar uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporlarında yer alıyor.

Üstelik mesele artık yalnızca “Biri tutuklandı” meselesi değil.

Acaba yanlış anlaşılır mıyım?

Acaba işimden olur muyum?

Acaba hakkımda soruşturma açılır mı?

Acaba sosyal medyada yazdığım bir şey karşıma çıkar mı?

Michel Foucault’nun iktidar üzerine düşünürken işaret ettiği önemli noktalardan biri tam da burada karşımıza çıkıyor. İktidar yalnızca dışarıdan uygulanan bir baskı değildir; insanın kendi davranışlarını denetlemesine de dönüşebilir. Bir süre sonra kimse size “Bunu söyleme” demese bile siz söylemeden önce kendinizi durdurmaya başlayabilirsiniz.

Böylece baskı yalnızca dışarıda değildir artık.

İnsanın içine yerleşir.

Ekonomik güvencesizlik de bu durumu daha ağır hale getirir. Kirasını zor ödeyen, işini kaybetmekten korkan, geleceğini planlayamayan insanın özgürlük alanı da daralır. Çünkü sürekli hayatta kalmaya çalışan bir insanın hayatını değiştirmek, itiraz etmek, risk almak için ayırabileceği enerji giderek azalır.

Belki de son yıllarda en fazla kaybettiğimiz şeylerden biri geleceğe ilişkin güven duygusu.

Avrupa’da yaşayan bir arkadaşınızın, “Bu yıl altıncı kez tatile çıkacağım, bu kez nereye gitsem?” diye konuşması, Avrupa’daki herkesin zengin olduğu anlamına gelmez. Orada da yoksulluk, işsizlik, konut krizi ve eşitsizlik var. Fakat bir insanın temel gündeminin “Bu ay kirayı nasıl ödeyeceğim?” yerine “Bu yıl hangi ülkeye tatile gitsem?” olabilmesi bile farklı toplumsal deneyimleri düşünmek için yeterli.

Burada mesele tatil değil aslında.

Mesele, hayatın ne kadarını hayatta kalmaya ayırdığımız.

Zygmunt Bauman’ın belirsizlik ve güvencesizlik üzerine düşünceleri de burada önem kazanıyor. Bazı toplumlarda sosyal devlet ve güçlü kurumlar belirsizliğin bir bölümünü karşılayabiliyor. Bazı toplumlarda ise riskin büyük bölümü bireyin omuzlarına bırakılıyor.

O zaman insan yalnızca kendi hayatından sorumlu değilmiş gibi hissediyor.

“Coğrafya kaderdir” sözü bu yüzden kulağa klişe geldiği halde hâlâ bu kadar güçlü geliyor.

Mesele “Avrupa güzel, Türkiye kötü” kadar basit değil.

Mesele, farklı ülkelerde yaşayan insanların gündelik hayatlarının hangi sorunlarla kuşatıldığı.

Bir yerde altıncı tatilin planı yapılırken, başka bir yerde aynı yaştaki insan kendi evine çıkabilmenin hesabını yapıyor.

Bir yerde hafta sonu hangi ülkeye gidileceği konuşulurken, başka bir yerde benzine gelen zam nedeniyle işe nasıl gidileceği hesaplanıyor.

Bir yerde gelecek planı yapmak doğal bir hayat pratiğiyken, başka bir yerde gelecek hakkında konuşmak bile insanı kaygılandırabiliyor.

Başka ülkelerin durumlarını görmek, insana kendi ülkesini de yeniden gösteriyor.

Ve insan bazen ülkesini dışarıdan görünce, yıllardır “hayat böyle” diye kabul ettiği şeylerin aslında hayatın kendisi olmadığını fark ediyor.

Kötü olanı normal kabul ediyoruz. Pahalılığı, belirsizliği, korkuyu, sürekli kriz konuşmayı…

Oysa bunların hiçbirine alışmak zorunda değiliz.

İnsan bazen içinde bulunduğu koşullara o kadar uzun süre maruz kalıyor ki, koşulların kendisini sorgulamayı bırakıyor.

Asıl soru da burada başlıyor:

Biz gerçekten hayatımızı mı yaşıyoruz, yoksa içinde bulunduğumuz koşullara uyum sağlayarak hayatta kalmayı hayat mı sanıyoruz?

 


Diğer köşe yazıları

Kendi Ülkene Dışarıdan Bakmak

Bazen insanın dünyası, yaşadığı ülkenin sınırları kadar oluyor. Aynı mahallede yaşayanlarla konuşuyor, aynı markete gidiyor, aynı haberleri izliyor, aynı ekonomik sıkıntılardan söz ediyoruz.

18 Eylül 2026 Cuma 20:29 makaleler

12 Eylül'ün Bıraktığı Kuşak: Devrimcilikten Küçük İktidarlara

12 Eylül 1980, Türkiye'nin yalnızca siyasal hayatını kesintiye uğratan bir askeri darbe değildi. Toplumun hafızasını, örgütlenme kültürünü ve kuşakların siyasetle kurduğu ilişkiyi yeniden biçimlendiren kapsamlı bir dönüşümün başlangıcıydı.

12 Eylül 2026 Cumartesi 13:02 makaleler

KİŞİSEL GELİŞİMDEN MODERN KÖLELİĞE...

Günümüzde etrafımıza baktığımızda aynı cümleleri farklı biçimlerde tekrar tekrar duyuyoruz: Kendine yatırım yap. Sertifika al, yüksek lisans yap, doktora yap, yeni bir dil öğren. Daha çok çalış. Kendini geliştir. İstersen her şeyi başarabilirsin.

03 Eylül 2026 Perşembe 08:38 makaleler

Özel Hayat mı, Kamusal Sorumluluk mu?

Politikacı, özellikle de halk tarafından seçilmiş bir belediye başkanı, sıradan bir yurttaş değildir. Çünkü yalnızca kendi hayatını yaşamaz; kamu adına karar verir, kamu gücü kullanır, kamusal kaynakları yönetir ve temsil ettiği makamın sorumluluğunu taşır.

22 Ağustos 2026 Cumartesi 19:33 makaleler

Aydın Erten'in Adı Kimin Tekelinde?

Gültepe'nin halkçı belediye başkanı Aydın Erten'in adı İzmir'in siyasal hafızasında özel bir yer edinmiştir. 10 Ağustos 2000 tarihinde hayatını kaybetmesinin ardından her yıl adına anmalar düzenlenmeye başlamıştır.

13 Ağustos 2026 Perşembe 19:38 makaleler