YG21 (3) ALİAĞA'NIN ORTAK AKLI NEREDE?
Geçen iki yazıda önce Yerel Gündem 21'i, ardından onun Türkiye'deki en önemli miraslarından biri olan Kent Konseylerini konuştuk. Bugün artık biraz daha yakına bakalım. Aliağa'ya... Çünkü bir fikrin değerini anlamanın en iyi yolu, onu kendi so
Geçen iki yazıda önce Yerel Gündem 21'i, ardından onun Türkiye'deki en önemli miraslarından biri olan Kent Konseylerini konuştuk.
Bugün artık biraz daha yakına bakalım.
Aliağa'ya...
Çünkü bir fikrin değerini anlamanın en iyi yolu, onu kendi
sokağımızda sınamaktır.
***
Aliağa Kent Konseyi var.
Üstelik yeni kurulmuş, ne yaptığı belli olmayan bir yapı da
değil.
Kent Konseyleri Birliği kayıtlarında Aliağa Kent Konseyi'nin
başkanı Cihan Pazarcı, genel sekreteri ise Osman Özcan olarak yer alıyor.
Belediyenin 2025 yılı faaliyet raporunda da Kent Konseyi
çalışmalarının belediye bünyesindeki görevler arasında açıkça yer aldığını
görüyoruz.
Yani yapı var.
Mevzuat var.
Temsil mekanizması var.
Peki...
Aliağa'nın geleceğine ilişkin ortak akıl nerede?
Asıl aradığımız bu.
***
Aslında bu soruyu ilk kez bugün sormuyoruz.
2021 yılında İzmir Kent Konseyleri Birliği'nin seçimli genel
kurulu Aliağa'da yapılmıştı.
O toplantıda dönemin Belediye Başkanı Serkan Acar'ın
söylediği bir cümle dikkat çekiciydi:
Aliağa'nın hedeflerine tek başına bir belediyenin
ulaşamayacağını, her kurumun ve sivil toplum kuruluşunun bu hedefe paydaş
olması gerektiğini ifade etmişti. Kent Konseylerinin de bu nedenle önemli
olduğunu söylemişti.
Doğru.
Hatta fazlasıyla doğru.
Çünkü Aliağa'nın ölçeği artık bunu zorunlu kılıyor.
***
Bugün Aliağa'da herhangi bir konuya dokunun...
Ucundan başka bir yere bağlanıyor.
Limanları konuşuyorsunuz, ulaşım çıkıyor.
Ulaşımı konuşuyorsunuz, ağır vasıta trafiği çıkıyor.
Sanayiyi konuşuyorsunuz, çevre çıkıyor.
Çevreyi konuşuyorsunuz, deniz ve körfez çıkıyor.
Körfezi konuşuyorsunuz, limanlar çıkıyor.
Tarımı konuşuyorsunuz, su ve toprak meselesi çıkıyor.
İstihdamı konuşuyorsunuz, sanayi çıkıyor.
Sanayiyi konuşuyorsunuz, eğitimden konuta kadar uzanan
bambaşka bir tabloyla karşılaşıyorsunuz.
Tam bir kördüğüm.
Ama her kördüğümün bir ucu vardır.
Önemli olan o ucu bulabilmek.
***
İşte Kent Konseyinin asıl işlevi burada başlıyor.
Bir belediyenin yapamayacağı şeyi yapmak değil.
Belediyenin, merkezi idarenin, Büyükşehir'in, sanayinin,
ticaretin, meslek odalarının, üniversitenin, sivil toplumun ve yurttaşın
birbirinden kopuk yürüttüğü işleri aynı fotoğrafın içine koymak.
Çünkü herkes kendi penceresinden bakınca kendi gördüğünü
haklı sanıyor.
Oysa kent dediğimiz şey pencerelerin toplamından daha büyük.
***
Aliağa'da bunun için aslında çok güçlü bir potansiyel var.
Sanayi kuruluşlarımız var.
Limanlarımız var.
Meslek örgütlerimiz var.
Esnafımız, çiftçimiz, balıkçımız var.
Sendikalarımız ve sivil toplum kuruluşlarımız var.
Üniversitelerimizle kurulabilecek ilişkiler var.
Ve bütün bunların yanında, her gün bu kentte yaşayan
binlerce insan var.
Mesele bunların varlığı değil.
Aynı masada ne kadar buluşabildikleri.
***
Bir an için şöyle düşünelim.
Aliağa'nın önümüzdeki on yılı için bir masa kuruluyor.
Sadece belediye yok o masada.
Sanayici de var.
Liman işletmecisi de var.
Çiftçi de var.
Esnaf da var.
Çevre örgütü de var.
Meslek odası da var.
Sendika da var.
Genç de var.
Kadın da var.
Mahalle temsilcisi de var.
Ve herkes önüne kendi dosyasını koyuyor.
Birinin dosyasında istihdam var.
Diğerinde çevre.
Bir başkasında ulaşım.
Bir diğerinde tarım.
Sonra şu soruluyor:
“Peki Aliağa'yı on yıl sonra nerede görmek istiyoruz?”
İşte o sorunun cevabı, tek tek kurumların faaliyet
raporlarından değil, böyle bir ortak masadan çıkabilir.
***
Üstelik bu tamamen hayal ürünü bir yaklaşım da değil.
Aliağa Belediyesi'nin kendi kurumsal yapısında bile Kent
Konseyi ve sivil toplumla katılımcılığın artırılmasına yönelik çalışmaların
görev alanı içinde tanımlandığını görüyoruz.
Demek ki mevzuat açısından da, belediyenin kendi görev
tanımları açısından da kapı açık.
O zaman mesele kapının olup olmaması değil.
O kapıdan içeri kimlerin girdiği ve içeride ne
konuşulduğu.
***
Burada bir başka tehlikeye de dikkat etmek gerekiyor.
Kent Konseyini sadece belediyenin uzantısı haline
getirirseniz olmaz.
Sadece muhalefetin kürsüsüne dönüştürürseniz yine olmaz.
Sadece STK'ların kendi aralarında konuştuğu bir kulübe
dönüştürürseniz hiç olmaz.
Kent Konseyi biraz da zor olanı yapmalı.
Aynı masaya normal şartlarda birbirinin karşısına
oturmayacak insanları oturtmalı.
Çünkü ortak akıl, herkesin aynı şeyi düşünmesi değildir.
Tam tersine.
Farklı düşünenlerin birlikte bir çözüm arayabilmesidir.
***
Peki Aliağa'da bunun ilk adımı ne olabilir?
Bence önce bir “Aliağa-Bakırçay Kent Fotoğrafı”
çıkarılabilir.
Bugün neredeyiz?
Nüfusumuz ne durumda?
Sanayinin kent ekonomisindeki ağırlığı ne?
İstihdamın yapısı nasıl?
Ulaşım sorunlarımız nerede yoğunlaşıyor?
Çevresel göstergelerimiz ne söylüyor?
Su kaynaklarımızın durumu ne?
Tarım alanlarımız ne durumda?
Kıyılarımız nasıl kullanılıyor?
Gençler kentte kalmak istiyor mu?
Kadınların ekonomik ve sosyal yaşama katılımında hangi
sorunlar var?
Ve daha onlarca soru...
Önce fotoğrafı çekmeden geleceğin resmini çizmek mümkün mü?
Bence mümkün değil.
***
Sonra ikinci adım gelir.
Önceliklendirme.
Çünkü her şeyi aynı anda çözmeye kalkarsanız hiçbir şeyi
çözemeyebilirsiniz.
Aliağa'nın önümüzdeki beş, on ve yirmi yılı için birkaç
temel başlık belirlenebilir.
Sanayi ve çevre...
Su...
Ulaşım...
Kıyı ve deniz...
Tarım...
Enerji...
İstihdam...
Gençlik...
Kadın...
Kültür ve turizm...
Afet ve kent dayanıklılığı...
Sonra her başlık için çalışma grupları oluşturulur.
Ama sadece konuşmak için değil.
Proje üretmek için.
***
İşte burada 2005'teki YG-21'in ruhuna yeniden dönüyoruz.
Bir sorun ortaya koyup “bunun çözülmesi gerekiyor” demek
kolay.
Asıl mesele bundan sonrası.
Kim yapacak?
Ne zaman yapacak?
Kaça yapacak?
Kaynak nereden bulunacak?
Hangi kurumlar destek olacak?
Sonucu nasıl ölçeceğiz?
Ve bir yıl sonra dönüp baktığımızda ne yaptığımızı nasıl
anlayacağız?
Bunların cevabı yoksa elimizde yine güzel bir temenni kalır.
Aliağa'nın temenniye değil, eyleme ihtiyacı var.
***
Belki de yıllardır yaptığımız en büyük hata burada.
Kent için bir şeyler yapılmasını bekliyoruz.
Oysa kentin geleceği sadece birilerinin yapacağı işler
toplamı değildir.
Birlikte karar verilen bir gelecek tasarımıdır.
Bu nedenle önümüzdeki bölümlerde artık daha somut konulara
gireceğiz.
Aliağa'nın çevre meselesini...
Kıyılarını ve körfezini...
Sanayi ile kent arasındaki ilişkiyi...
Gemi söküm sektörünün geleceğini...
Ulaşımı ve lojistiği...
Tarım ve suyu...
Gençleri ve kadınları...
Ve bütün bunların Bakırçay'la bağlantısını tek tek ele
alacağız.
Belki sonunda elimizde sadece bir yazı dizisi değil, Aliağa
için tartışılabilir bir yerel eylem planının ilk taslağı olacak.
***
Artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Aliağa'nın ortak aklı var mı?
Bence var.
Ama dağınık.
Bir yerde sanayicide, bir yerde esnafta, bir yerde
çiftçide...
Bir yerde akademisyende...
Bir yerde çevrecide...
Bir yerde belediyede, bir yerde yurttaşta...
Mesele yeni bir akıl icat etmek değil.
Var olan aklı bir araya getirmek.
Hani büyüklerimiz ne derdi?
“Bir elin nesi var, iki elin sesi var.”
Aliağa'nın bugün belki de en çok ihtiyacı olan şey bu.
Aynı masada konuşabilmek.
Aynı hedefe bakabilmek.
Ve sonunda...
Birlikte yapabilmek.










