EGE'NİN İKİ YAKASINDA STRATEJİK GÜÇ MÜCADELESİ
Bülent PINARBAŞI
cesotti35@gmail.com

EGE'NİN İKİ YAKASINDA STRATEJİK GÜÇ MÜCADELESİ

Geçen iki yazıda önce Yerel Gündem 21'i, ardından onun Türkiye'deki en önemli miraslarından biri olan Kent Konseylerini konuştuk. Bugün artık biraz daha yakına bakalım. Aliağa'ya... Çünkü bir fikrin değerini anlamanın en iyi yolu, onu kendi so

01 Eylül 2026 Salı 11:13 makaleler

Türkiye’de gündem o kadar hızlı değişiyor ki…

Bir gün kurultay konuşuyoruz.

Ertesi gün mahkemeyi.

Sonra kongreleri, partileri, istifaları, ihraçları…

İçeride yaşanan siyasi hareketlilik elbette önemli.

Ama bir ülkenin geleceği sadece içeride olup bitenlerle şekillenmiyor.

Dış politikayı da takip etmek zorundayız.

Komşularımızla ilişkilerimizi, çevremizde değişen dengeleri, diğer ülkelerin attığı stratejik adımları ve Türkiye’nin bunlara nasıl karşılık verdiğini de konuşmalıyız.

Çünkü dış politika bazen yüksek sesli açıklamalarla değil, sessizce atılan adımlarla şekilleniyor.

Bir anlaşma imzalanıyor.

Bir savaş uçağı satın alınıyor.

Bir deniz alanı ilan ediliyor.

Bir enerji kablosu döşeniyor.

Bir ülke başka bir ülkeyle savunma işbirliği yapıyor.

Sonra yıllar geçiyor ve bakıyorsunuz ki o küçük adımlar, büyük bir stratejinin parçaları haline gelmiş.

Yunanistan ile ilişkilerimize de biraz böyle bakmamız gerekiyor.

***

Bir süre önce “EGE’Yİ YUNAN GÖLÜ SANIYORLARSA...” başlıklı yazımızda, Türkiye’nin deniz millî parkları kararını ele almıştık.

O yazıda da söylemiştik.

Mesele sadece çevre değildi.

Haritaydı.

Türkiye’nin Ege’de kendi iradesini sahaya koymasıydı.

Yunanistan’ın tepkisi de zaten bunu gösterdi.

Bugün geldiğimiz noktada ise mesele deniz millî parklarının çok ötesine geçmiş durumda.

Çünkü Ege artık yalnızca kıta sahanlığı ve karasuları tartışmasının yaşandığı bir deniz değil.

Enerji…

Denizaltı kabloları…

İHA’lar…

Savaş uçakları…

Fırkateynler…

Hava savunma sistemleri…

F-35’ler…

KAAN…

Ve bunların arkasındaki ülkeler…

İsrail, Fransa, ABD ve Avrupa Birliği…

Taşlar yavaş yavaş yerinden oynuyor.

***

Yunanistan son yıllarda önemli bir stratejik tercih yaptı.

Türkiye ile aynı ölçekte bir askerî güç yarışına girmesinin kolay olmadığını biliyor.

O zaman ne yapacaksınız?

Elinizdeki imkânları bir araya getireceksiniz.

Avrupa Birliği üyeliğini kullanacaksınız.

Fransa ile savunma ilişkilerini geliştireceksiniz.

ABD ile askerî bağları güçlendireceksiniz.

İsrail ile teknoloji ve savunma işbirliğini artıracaksınız.

Enerji projelerinde yeni ortaklar bulacaksınız.

Ve bütün bunları diplomasiyle birbirine bağlayacaksınız.

Yunanistan’ın son dönemde yaptığı biraz da bu.

***

31 Ağustos’ta İsrail ile Yunanistan arasında yaklaşık 3 milyar avroluk hava ve füze savunma sistemi anlaşması imzalandı.

Bundan önce ABD’den F-35 alımı için anlaşmalar yapıldı.

Fransa’dan fırkateynler alındı.

Enerji projelerine Fransız sermayesi girdi.

Yunanistan’ın 2036’ya kadar savunma modernizasyonuna ayırdığı kaynak yaklaşık 28 milyar avro.

Tek tek bakıldığında bunların her biri birer savunma veya ekonomi haberi.

Ama yan yana koyduğunuzda başka bir tablo çıkıyor.

Savunma.

Enerji.

Teknoloji.

Diplomasi.

Hepsi birbirine bağlanıyor.

***

Independent Türkçe’de yayımlanan bir değerlendirmede dikkat çekilen nokta da burada önem kazanıyor.

Yunanistan’ın “harekât alanı” artık yalnızca Ege’deki askerî faaliyetlerle sınırlı değil.

Hava savunması, İHA’lar, denizaltı kabloları, enerji hatları, siber alan ve kritik altyapılar aynı güvenlik anlayışının içine giriyor.

Yani artık Ege’de bir enerji kablosunu yalnızca enerji kablosu olarak görmek mümkün değil.

Bir araştırma gemisini sadece bilimsel faaliyet olarak değerlendirmek de…

Klasik güvenlik anlayışı değişiyor.

Askerî alan ile ekonomik alan arasındaki sınırlar giderek ortadan kalkıyor.

***

Peki Türkiye?

Türkiye de boş durmuyor.

İHA ve SİHA’lar…

Savaş gemileri…

Elektronik harp…

Hava savunma…

Çelik Kubbe…

KAAN…

Savunma sanayiinde dışa bağımlılığı azaltma konusunda önemli bir mesafe alındı.

ABD’nin KAAN’ın motorları konusunda Türkiye ile ilerleme sağlaması da bu açıdan önemli.

Çünkü mesele sadece bugün kaç savaş uçağına sahip olduğumuz değil.

Kendi savaş uçağımızı üretebilecek kapasiteye sahip olup olamayacağımız.

Yunanistan İsrail’den hava savunma sistemi alıyor.

Türkiye ise kendi hava savunma mimarisini kurmaya çalışıyor.

Biri satın alarak zaman kazanıyor.

Diğeri üreterek bağımsızlık kazanmaya çalışıyor.

***

Burada bir parantez açmak gerekiyor.

“Bizim savunma sanayiimiz güçlü, sorun yok” demek ne kadar yanlışsa, “Yunanistan çok silah aldı, dengeler tamamen değişti” demek de o kadar yanlış.

Savaş sadece silah sayısıyla kazanılmıyor.

Ekonomiyle.

Lojistikle.

Teknolojiyle.

İnsan gücüyle.

İttifaklarla.

Ve uzun süre dayanabilme kapasitesiyle…

Yunanistan’ın önemli bir açmazı burada.

Çok pahalı sistemler alıyor.

Ama bunları sürekli çalışır durumda tutmak da çok pahalı.

Türkiye’nin ekonomik ve demografik kapasitesi daha büyük.

Savunma sanayii de giderek kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyor.

Türkiye’nin de başka bir eksiği var.

Yunanistan’ın yaptığı gibi; ekonomik gücü, diplomatik ilişkileri, hukuk tezlerini ve uluslararası ittifakları tek bir stratejinin parçaları haline getirmekte daha fazla yol alınması gerekiyor.

***

İHA meselesi bunun küçük ama çarpıcı bir örneği.

Yunan basınında Türk İHA’ları ciddi biçimde tartışılıyor.

Çünkü düşük maliyetli bir İHA’ya karşı çok daha pahalı bir savaş uçağı kaldırmak zorunda kalıyorsunuz.

Bu artık yalnızca askerî değil, ekonomik bir hesap.

Teknolojinin savaşı değiştirdiğini söylemek için Ukrayna’ya bakmak bile yeterli.

Geleceğin savaşlarında pahalı olanın değil, doğru teknolojiyi doğru yerde kullananın avantaj kazanacağı giderek daha fazla görülüyor.

***

Bütün bunlara rağmen Türkiye ile Yunanistan arasındaki olumlu gelişmeleri de görmezden gelmemeliyiz.

Ticaret var.

Turizm var.

Göç konusunda işbirliği var.

Deprem ve sivil koruma alanında ortak çalışmalar var.

İzmir ile Selanik arasında ekonomik ve kültürel bağlar var.

İki ülkenin insanları birbirini tanıyor ve iki ülke de savaşın ağır ekonomik ve siyasi sonuçlarını biliyor.

Bu nedenle savaş kaçınılmaz değil ancak iki ülkenin de savaştan çok işbirliğine ihtiyacı var.

Ama savaş istememek başka şey.

Hazırlıksız olmak başka.

Türkiye’nin Yunanistan ile barış içinde yaşamak istemesi, Ege’deki haklarından vazgeçmesi anlamına gelmemeli.

Yunanistan’ın diplomasi istemesi de kendi tezlerinden vazgeçtiği anlamına gelmiyor.

Devletler kendi çıkarlarını korur.

Bunu unutmamak gerekiyor.

***

Bundan önceki yazımızda bir cümle kullanmıştık:

“Devletler masada ne söyledikleri kadar sahada ne yaptıklarıyla da konuşur.”

Bugün bu cümlenin daha da önemli olduğunu düşünüyorum.

Çünkü artık Ege’de yalnızca gemiler ve uçaklar hareket etmiyor.

Haritalar da hareket ediyor.

Enerji projeleri hareket ediyor.

Sermaye hareket ediyor.

İttifaklar hareket ediyor.

Ve bütün bunlar geleceğin güç dengelerini oluşturuyor.

Tarihte savaşlardan önce çoğu zaman haritalar çizildi.

Bugün de haritalar çiziliyor.

***

Bence Türkiye’nin bundan sonra yapması gereken çok açık.

Sadece “Mavi Vatan” demek yetmez.

Mavi Vatan’ın hukuku olacak.

Bilimi olacak.

Ekonomisi olacak.

Enerji politikası olacak.

Denizcilik politikası olacak.

Savunma sanayii olacak.

Diplomasisi olacak.

Ve bütün bunlar aynı stratejik hedefe yürüyecek.

Çünkü Yunanistan’ın yaptığı tam olarak bu.

***

Bir de işin insan tarafı var.

Ege’yi sadece savaş gemilerinin dolaştığı bir alan olarak görmemeliyiz.

Ege’de balıkçı var.

Turizm var.

Ticaret var.

Doğa var.

İki ülkenin insanları var.

Dolayısıyla Türkiye’nin çıkarlarını savunmak ile Yunanistan’la savaşmak arasında koca bir fark var.

Ana hedef savaş olmamalı.

Ama barış istiyoruz diye başkalarının çizdiği haritaya da razı gelmemeliyiz.

***

Görünüşe göre, içeride kendi siyasi tartışmalarımıza gömülmüş durumdayız.

Bu tartışmalar elbette önemli.

Ama dışarıda da bir dünya kuruluyor.

Yeni ittifaklar…

Yeni silahlar…

Yeni enerji yolları…

Yeni haritalar…

Ve Ege bütün bunların tam ortasında.

Biz içeride birbirimizle uğraşırken dışarıda birileri gelecek 20 yılın hesabını yapıyor olabilir.

Bunu görmek zorundayız.

Çünkü Ege’yi sadece bugünün tartışmalarıyla değil, yarının dengeleriyle okumak zorundayız.

Ege’yi Yunan gölü yapmak isteyen varsa buna itiraz ederiz.

Ancak Ege’yi savaş alanına çevirecek bir anlayışa da itiraz etmeliyiz.

Çünkü Ege iki ülkenin arasında değil.

İki ülkenin ortak geleceğinin içinde.

***

Görülmesi gereken şu:

Ege’de asıl mesele denizi paylaşmak değil;
Ortak çıkarlar çerçevesinde geleceği paylaşabilmek…


Diğer köşe yazıları

YG21 (3) ALİAĞA'NIN ORTAK AKLI NEREDE?

Geçen iki yazıda önce Yerel Gündem 21'i, ardından onun Türkiye'deki en önemli miraslarından biri olan Kent Konseylerini konuştuk. Bugün artık biraz daha yakına bakalım. Aliağa'ya... Çünkü bir fikrin değerini anlamanın en iyi yolu, onu kendi sokağımızda sınamaktır.

17 Eylül 2026 Perşembe 12:00 makaleler

DÜNYA STANDARTLARINA DOĞRU GİDERKEN...

Geçen yazımızda Aliağa Belediyesi'ndeki toplu istifaları yazmıştık. Sayın Serkan Acar da açıklamasını yaptı. "Dünya standartlarında belediyecilik anlayışına yelken açıyoruz” dedi. Güzel. Biz de şimdi bu yelkenin rüzgârını biraz daha yakından inceleyelim.

16 Eylül 2026 Çarşamba 11:42 makaleler

YG21 (2) KENT KONSEYİ VAR AMA KENTİN SESİ NEREDE?

Geçen yazımızda 21 yıl önce hazırlanmış bir el kitabının sayfalarını açmıştık. Yerel Gündem 21'i konuşmuştuk. Bugün biraz daha ileri gidelim.

15 Eylül 2026 Salı 09:49 makaleler

YEREL GÜNDEM 21... NEDEN YENİDEN KONUŞUYORUZ?

Bazı fikirlerin zamanı geçmez. Sadece yeniden hatırlanmayı bekler. Yaklaşık 20 yıl önce elime geçen bir kitapçığı geçtiğimiz günlerde yeniden açtım.

13 Eylül 2026 Pazar 14:07 makaleler

EGE'DE HARİTALAR ÇARPIŞIYOR (3)

Daha önce iki ayrı yazıda Ege'de yaşananların yalnızca iki komşu ülke arasındaki klasik anlaşmazlıklardan ibaret olmadığını anlatmaya çalışmıştık.

06 Eylül 2026 Pazar 22:16 makaleler