Selin IŞIL diğer köşe yazıları
ÇOK MU ZOR?
"Bir şey yap, güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi dönmüyor? Güzel bir şey gör veya güzel bir şey yaz. Beceremez misin? Öyleyse güzel bir şeye başla.
Ama hep güzel şeyler olsun. Çünkü her insan ölecek yaşta" Şems-i Tebrizi.
KALEMİM ÜZGÜN, YÜREĞİM YORGUN!
Nasıl söylenir, ne söylenir bilmiyorum!
Neresinden tutup konuşmalı, ne demeli onu da bilmiyorum!
Gelincik Çiçeği
Zerafetin sembolü!
Narin, kırılgan, hassas...
Güzel mi güzel...
Gelincik çiçeği
HADİ GÖZÜMÜZ AYDIN!
Attığım sevinç naraları, kutlamalar, mutluluğumun eseri ve hatta kondurduğum yazı başlığım bile bunun için!
Nasıl gözlerimiz aydın olmasın ki! Nur topu gibi, harca harca bitmeyecek yeni asgari ücretimiz bende bayram havası estirmesin de ne yapsın?
HASTALIK HASTASI OLMAK DA BİR HASTALIKTIR! -1-
Gerçekten hasta mıyız yoksa hastalık hastası mıyız?
Hastalıklarımızı benimsediğimiz ve sevdiğimiz için mi onlarla bir türlü vedalaşamıyoruz? Yoksa hastalıklarımızın esiri olduğumuz için mi hasta konumunda olmayı seviyoruz?
MANİDAR!
Ülkemizdeki sanayi fabrikaları yıllardır bir bir kapanırken TOGG sayesinde nihayet bir fabrikanın açılmış olması manidar!
Pek çok ülke bundan seneler önce kendi otomobillerini, uçaklarını, gemilerini üretmişken bizim TOGG marka yerli arabamızı "buldumcuk" olmuşlar gibi başarı timsali olarak göstermemiz manidar!
NEREDEN GELİRSEN GEL, YETER Kİ ÇIK GEL
Haber portalları arasında şöyle bir tura çıkayım istedim. Hele bi bakayım, seyir eyleyim alemi dedim; dünyada ne olup bitmiş, biz de ne var ne yok diye.
BEDAVA CAN!
Herşey pahalı bu ülkede. Sağlık pahalı, eğitim pahalı, gıdalar pahalı, tekstil ürünleri pahalı, teknoloji pahalı, benzin-mazot pahalı, doğalgaz, elektrik,su...Onlar da pahalı. Kısacası bu ülkede hayat çok pahalı.
ÇOĞUNLUK
Çoğunluk mutsuz.
Çoğunluk kaygılı.
Çoğunluk yaşadığı hayattan hoşnutsuz.
Çoğunluk endişeli.
Çoğunluk yaşama kar
40 YILLIK OYUNUN SONU!
İran İslam Cumhuriyeti!
40 yılı aşkın bir dayatma!
40 yılı aşkındır süren diktatörlük...
Ve gelinen 40 yılın sonunda "İnsanları zorla kendi cennetinize götüremezsiniz!" diyen yüz binlerin haklı isyanı...
MESELA...
Mesela birkaç konu hakkında fikrimi özgürce söyleyebilsem!
Mesela ekonominin gidişi kötü, çünkü yıllardır şu şu şu hatalar yapıldığı için diyebilsem!
HAYATA DÖNME VAKTİ!
Bir süredir kafamı kuma gömmüş yaşıyorken, hafifçecik başımı kaldırıp şöyle bir etrafa bakmak istedim bu hafta.
Bakmaz olaydım!
SİESTA ...
"Merhaba...
Sizlerin karşısına Selin Işıl adı altında yine ve yeni bir projeyle çıkmış olmanın gururuyla yazıyorum bu satırları...
UZAKTAN SEYREDENLERE SELAM OLSUN!
Yarım asırlık ömrümde çok insan tanıdım.
Kimi gözümün içine baka baka yalan söyledi,
Kimi kendini kurnaz sanarak uyanıklık yaptığını düşündü.
Kimisi kendini zeki zannederek beni ayakta uyuttuğu yanılgısına düştü,
Kiminin içi başka dışı başka oldu!
İLAÇSIZ HAYAT!
"Gelecekteki ilaç, frekansların ilacı olacaktır" demiş Edgar Cayce.
İlaç mağduru bir insan olarak bu söze sımsıkı sarılmam boşuna değil! Ve hatta daha da ileriye giderek şunu söylemek istiyorum ki; ilaçların deforme ve hasta ettiği bedenimi yeniden sağlığına kavuşturan yöntemin bileşenler topluluğudur frekanslar.
SATILIK VATANDAŞLIK!
Dünyanın herhangi bir ülkesinde ülke vatandaşlığınızın satılık olduğuna dair billbordlara rastlasanız, görseniz, duysanız, okusanız ne hissedersiniz?
Hele bir de sudan ucuza olduğunu duysanız? Hani neredeyse bedava!
250.000 USD.
TAŞ DEĞMESİN AYAĞINA!
Bir süredir gömdüm kafamı kuma, görmezden, bilmezden, duymazdan geliyorum her şeyi. Her şeyi dediysem, ülkede olan biten her şeyi.
Nesini görüp bilip duyayım ki? Hangi birini?
SEVİYORUM...
Kırgınlıklarımı,
Çocuksu taraflarımı,
Doğru bildiğimi o anda söyleme huyumu,
Düşüncelerimi sırf biri "Aman üzülmesin" diye saklamadan dile getirmeyi,
HANGİ 8 MART?
Sahte ve yapmacık olan hiçbir şeyi sevmiyorum. Amacına uygun olmadan yapılan, -miş/-mış gibi olan, sonuç getirmeyen ve sadece bir tarih olmaktan öteye gitmeyen hiçbir gün ve kutlamayı önemsemiyorum!
SAVAŞ DEĞİL, İNSAN İRADESİNİN ACI YAPTIRIMI!
Hiçbir zaman anlayamadım ve hiçbir zaman anlayamayacağım!
Savaşları anlamam mümkün değil. Ne çıkış sebepleri ne de hangi menfaatin sonucu olarak doğduğu umrumda bile değil. Söz konusu olan bir yıkımsa -ki bu yıkımın içindeki en acı kayıp insan kaybı- kimse bana savaşın ne sebeple, hangi gerekçeyle olduğunu söylemesin.
110.000 RAKAMI!
Bazen kendime soruyorum; " Ben mi hayal görüyorum yoksa yaşadığım ülkede olan biteni doğru değerlendirecek zekaya sahip değil miyim? Ya da yaşadığım ülkenin benim ülkem olduğunun mu farkında değilim! Veyahut ne bileyim; belki ülke ve benim görüşlerim doğrudur da algıladığım zaman ve dönem yanlıştır!
NAFAKA DEĞİL, SÖMÜRÜ SİSTEMİ!
Elimin erdiği, dilimin döndüğü ve sözcüklerimin yettiğince daima doğruları yazmaya gayret ettim. Bu köşeden sizlere seslenirken kişi kayırmadan, cinsiyet ayırmadan bunu yaptım bu güne kadar.
YAVAŞ YAVAŞ DEĞİL, HIZLI HIZLI ÖLÜYORUZ!
"Yavaş yavaş ölürler seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındırmayanlar.
HAYATIN AKIŞI...
Bazen temizlemek, süpürmek ve tozunu almak gerek hayatın!
Yeniden başlamak...
Değişmek...
Devir daim olanı değiştirmek,
Rutinleri yıkmak!
UMUTLU BİR YIL...
En azından ben 2022' nin böyle olmasını diliyorum.
CEHALET SINIR TANIMIYOR!
Narenciyeyi,
Sebzeyi,
Pamuğu,
Kağıdı,
Eti,
Çeri çöpü ithal eder haldeyiz.
15 YAŞ!
Artık neredeyse kanıksadık ve kabul ettik! Hatta bu tarz haberleri duyduğumuzda ne içerler ne de şaha kalkar olduk!
ESFELE SAFİLİN
SELİN IŞIL YAZARLIK AKADEMİSİ...
Bendenize ait olan ve yazma tutkusuyla müracaat eden bireylere hizmet edebilmek amacıyla kurulmuş bir kurum.
NAZARA GELİYORUZ!
Ah şu Avrupa ülkeleri!
Kem gözleriyle yediler bitirdiler bizi.
HUZUR SAATİM...
Yoğun günlerin tam ortasındayım. Dört nala koşuyorum...Sanki hayatta bir şeyleri ıskalamışım da onları yakalamak istercesine... Ya da sanki bu yaşa kadar hiç yaşamamışım gibi!
ÜSTÜNÜZE SAĞLIK!
ÜSTÜNÜZE SAĞLIK!
98 YIL ADINA UMUTLUYUM...
98 YIL ADINA UMUTLUYUM...
OK YAYDAN ÇIKTI!
OK YAYDAN ÇIKTI!
MEDYANIN GÜCÜ
MEDYANIN GÜCÜ
JAPON FELSEFESİ
JAPON FELSEFESİ
HAYRETLER İÇİNDEYİM!
HAYRETLER İÇİNDEYİM!
BİR BU EKSİKTİ!
BİR BU EKSİKTİ!
HANGİSİ DOĞRU?
HANGİSİ DOĞRU?
HERKES TATİLDE...
HERKES TATİLDE...
AŞI OLMASA MIYDIK?
AŞI OLMASA MIYDIK?
HÜKÜMDARLIĞIM...
HÜKÜMDARLIĞIM...
YARIM ASIR...
YARIM ASIR...
YAŞAMIYORUZ, YAZIYORUZ!
YAŞAMIYORUZ, YAZIYORUZ!
MÜSTERİH OLUN!
MÜSTERİH OLUN!
NEDEN EVLENMEMELİ?
NEDEN EVLENMEMELİ?
BAHÇELERİNİZ BAHAR GÖRMESİN!
BAHÇELERİNİZ BAHAR GÖRMESİN!
NEDEN İSYAN NOKTASINA GELDİK! - 2-
NEDEN İSYAN NOKTASINA GELDİK! - 2-
KAPİTALİST VİRÜS!
KAPİTALİST VİRÜS!
NEDEN İSYAN NOKTASINA GELDİK?
NEDEN İSYAN NOKTASINA GELDİK?
HAYAL Mİ? GERÇEK Mİ?
HAYAL Mİ? GERÇEK Mİ?
UMUDUMUZSUN EVLAT!
UMUDUMUZSUN EVLAT!
ŞEHİTLERİMİZE...
ŞEHİTLERİMİZE...
MİS GİBİ BİR KÖŞE YAZISI!
MİS GİBİ BİR KÖŞE YAZISI!
KADIN OLMAK...
KADIN OLMAK...
BANA KIZMAYIN!
BANA KIZMAYIN!
ENGEL MİYİZ? ENGELLİ MİYİZ?
ENGEL MİYİZ? ENGELLİ MİYİZ?
UMUT ARANIYOR!
UMUT ARANIYOR!
YARIM YAMALAK!
YARIM YAMALAK!
DEĞİŞTİK Mİ?
DEĞİŞTİK Mİ?
1900'ler mi? 2000'ler mi?
1900'ler mi? 2000'ler mi?
BU YAZIM DUYARLI İNSANLARA!
BU YAZIM DUYARLI İNSANLARA!
EVLERE ŞENLİK YARIŞMA!
EVLERE ŞENLİK YARIŞMA!
KUSURLARINIZA BAKIN!
KUSURLARINIZA BAKIN!
ŞANI BÜYÜK BAYRAMIMIZ
ŞANI BÜYÜK BAYRAMIMIZ
ENERJİMİZİ SÖMÜRENLER!
ENERJİMİZİ SÖMÜRENLER!
SEVMEDİK BU YILI!
SEVMEDİK BU YILI!
ACIYA TUTUNMAK!
ACIYA TUTUNMAK!
NELER ÖĞRENDİK?
NELER ÖĞRENDİK?
YENİ DÜZENE YENİ BAYRAM!
YENİ DÜZENE YENİ BAYRAM!
YENİ DÜZENE YENİ BAYRAM!
Selin IŞIL: ÇOK MU ZOR?
Okuma yazmayı öğrendiğim ilk günden itibaren gazete okumaya meraklıyımdır. Ve elime aldığım gazetenin her kõşesini, tabiri caizse ucunu bucağını yalayıp yutan yıllarıma istinaden \"eski bayramlar\" yazı başlıklı köşe yazılarını okumaktan sıkıldım!
Düşünün ki benim gibi bir gazete kurdu bile istisnasız olmak üzere yazılan klişeleşmiş eski bayram yazılarından sıkılıyorsa o halde köşe yazarlarını bu konuda kolaycılıkla suçlamamak işten bile değil!
\"Nerede o eski bayramlar\" ile başlayan cümleler, \"ahh o eski bayramlarımız\" ile devam eden yazılar...
Elbette eskilerimize, eskiyenlere ve bazı kalıplaşmış ananelerimize sahip çıkmak güzel. Hele benim gibi gelenekçi insanlar için çok daha anlamlı. Fakat, her bayram fırından çıkarılıp tazeymiş gibi sunulan bu yazı içeriklerinden şahsen ben çok sıkıldım!
Şayet siz de \"kabak tadı \" veren eski bayram alıntılarından sıkıldıysanız buyrunuz benden size dumanı üstünde, taze mi taze, üstelik yeni çağa uygun, şeker tadında bir yeni bayram yazısı;
Malumunuz ezberleri bozan, farklı mı farklı bir bayram yaşadık hepimiz. Sebebi ise, korona.
Bizim gibi bayramlarda sevgisini ve yakınlığını dokunarak, sarılarak ve aile, akraba talukat, konu komşu, eş dost arkadaş kucaklaması ile iç içe yaşayarak ve ziyaretlerle geçirmeyi seven bir millet için koronanın yaptığına bakın!
Bu samimi duygularımızı bu kez gösterme şansı bulamayan bizler, daha ilk gün telefonlara sarıldık ister istemez. Sarılmanın verdiği o sıcaklığı hissedemesek de telefondaki seslerde yine de hatları kilitlemeyi başardık millet olarak!
Ancak benim sizlere anlatmak istediğim bu da değil! Ben koronanın hüküm sürdüğü yeni bayram düzenimde neler yaptım, bundan bahsetmek istiyorum.
Şanslı olarak bayramda Şile\'deki ön cephesi dereye bakan ve sırtını ormana dayamış olan yazlığımda idim. Her yer bahar bahçe, güllük gülistanlık. Oturduğunuz verandanızda kahvenizi yudumlarken tek duyabildiginiz ses, kuşların sesi. Ve dahası, yeşilin her tonunun hakim olduğu bir doğa ve huzur... Ciğerlerinize gürül gürül oksijenin aktığını bilmek ise cabası...
Bayramın ikinci günü oturduğum veranda da yine bu muhteşem tabloya tanık olurken, aklımdan bir an şunu geçirdim; \" Allah\'ım, buralara ne kadar cömert davranmışsın. Teşekkür ederim\".
Bunları düşünür ve kahvemi yudumlarken bahçe kapısının açıldığını duyarak doğruldum yerimden! Gelen, yan komşuydu. Onları görür görmez yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi ve istemsiz olarak kollarım onlara doğru açıldı. Ne kadar da özlemiştim komşularımı, onlara sarılmayı, oturup bir iki lakırdı etmeyi. Hayatın bir ucundan tutup öbür ucundan çıkan sahici sohbetler yapmayı!
Ben biraz da ev sahibi moduyla açtım kollarımı açmasına ama neden hemen sonra geliverdi aklıma koronanın yarattığı düş kırıklığı!
Ne kadar özlesem de sarılamayacaktım bu kez onlara! Hatta oturup bir kahveyi içemeyecek ve belki de geceden yapılan yaprak sarmasıyla, özenle hazırlanan tatlıdan da ikram edemeyecektim!
Zira onlar da tıpkı evimin ahalisi ve benim gibi tedirgindiler, eni konu oturup bayram muhabbeti yapmaya.
Korona denen bu illet, mesafenin önemini vurgularken bizlere, misafirperverliğimizin şanından olan ikram yeteneğimizi ve geleni ağırlama duygumuzu da bir çırpıda alıvermişti elimizden!
Ahh bu hınzır korona!. Ne bayram bıraktı bizlere ne de ağız tadı!
\"Sağlık her şeyden daha önemli\" diyerek, bahçe kapısı eşiğinde uzaktan da olsa uzatarak ikram ettiğimiz çikolatanın ve beş dakikalık ayak üstü yapılan sohbet ile yetinmek zorunda kaldık her birimiz.
Hatta buna da şükür ettik. En azından hasta olmamıştık şimdiye kadar. Bu saatten sonra da hiç birimizin hasta olmaya niyeti yoktu. O halde sosyal mesafeyi koruyarak sevgimizi göstermeyi öğrenecektik hep birlikte.
Biz neleri atlatmış, neleri başarmış bir millettik, bunu mu başaramayacaktık!
Bu bayramlaşmanın verdiği bir nebze buruklukla o gün uğurladık komşularımızı.
Derken ikinci günün sabahında güneşin alabildiğine bonkörce yaydığı ışıklarıyla başladı gün. Dünden daha güzel bir gündü bugün. Tek kelime ile \"muhteşem\" bir atmosfer hakimdi olduğum yerde.
Vakit öğleden sonrayı biraz geçtiğinde bahçe kapısının açıldığını anlatan çanların tatlı sesi tekrar beni ve ev ahalisini kapıya yöneltti!
Dünü sayıca katlayan ve içten gülen komşu yüzleri bayramın ikinci gününü daha da muhteşem hale getirdi. Nasıl mı?
Hiç kimse de corona emaresi olmadığına emin olunmuş bir şekilde belli aralıklarla bahçede oturmaya karar verdik el birliğince. Temas yok, yakınlaşma yok, al gülüm ver gülüm yok. Hatta belki bu aralıklar eşliğinde otururken okkalı bir Türk kahvesi bile içebilirdik! Ne de olsa benim yaptığım kahveyi çok severdi komşularım. Tabii sevecekler ya; ne de olsa ben kahvenin içine gönül dolusu sevgisini katanlardanım.
Kahve sonrasında bir de eni konu dezenfekte etti miydi her bardağı her fincanı, neden olmasındı ki 40 yıla bir kırk yıl daha katma keyfi!
Sadede gelecek olursam; bayramın ikinci günü kontrollü bir şekilde yaptığımız bu keyfi üçüncü güne de taşıdık. Koronadan tutun da görüşemediğimiz aylar boyunca ucu açılmamış her sohbeti ağız tadıyla yaptık.
Sevgili okurlarım sonuç itibarıyla demek istediğim şudur; Allah bizleri gördüğümüz, alıştığımız düzenden geri bırakmasın ama hayat yeni düzen gerektiriyorsa şayet, bunu da layıkıyla yapabilme becerisi versin hepimize.
Her gününüz bayram tadında geçsin.
Muhabbetle, sevgiyle ve dostça kalın.