Kimse şairleri vurmaz...
Zozan AYDOĞDU: ÖLÜMÜN NEFESİNİ YAŞAMINDA HİSSEDEN BİR KADIN: AHMADOVA
Dışarıda gün boyu devam eden bir yağmur var.
Dayanamayıp yağmurun sesine, sıcak dükkanı bırakıp çıktım
sokağa. Az biraz yürüdüm...
Kafelere sığınan insanlar…
Üç beş insan sokak diplerinde yürüyor…
Sokak yağmura bırakılmış…
Kaldırımlar dinleniyor…
Aklımda Federico Garcia Lorca’nın ezberleyemediğim
mısraları…
“Gün batıyor!
Gitarları duyalım artık,
Çingene, sen de başla şarkına,
Selam sana ay!
Merhaba karanlık!
Yıldızlar hoş geldiniz!
Hepinize binlerce kez teşekkür,
Bize düş kurmayı, düş kurup,peşinde koşmayı öğrettiniz!”
Dönüyor kafamın içinde Lorca’nın mısraları…
O’nun naifliği, dünyaya olan sevdası, sisteme olan öfkesi…
İlk kitabı Çingene
Romansları için “Romanslarda değişik kahramanlar var gibi görünüyorsa da,
gerçekte bir tane var; Granada. Çingene adını taşısa da kitap bir bütün olarak
Endülüs’ün şiiridir. Çingene dedim, çünkü Çingene yurdumun en seçkin, en derin
ve aristokratik öğesidir.” der. Flamenko dansçısının ritmi, kırmızı pelerinli
matadorun karşısındaki boğanın öfkesidir Lorca’ya şiir yazdıran. Doğduğu ve
yaşadığı toprakların kalp atışlarını, gizemini anlatır.
Hala yürüyorum yağmurun altında kan kırmızısı insanlık
tarihini düşünüyorum. Sokaklardan geçen toynaklı atın sesini duyuyorum.
“Kurtaba
Uzakta tek başına
Ay kocaman at kara
Torbada zeytin kara
Bilirim de yolları
Varamam Kurtaba’ya”
Faşizm başıboş kalmış bir at gibi kol gezerken İspanya
sokaklarında, ölümü tadacağını hiç düşünemese de o genç yaşında…
Granada’nın sokaklarında kurşuna dizilir Lorca. Bir duvar
dibinde…
Yağmur hızını kesmiyor, insanlar duvar dibine sığınmışlar…
Lorca’nın önünde
kurşuna dizildiği duvarı merak ediyorum. Lorca’nın yalnız olmayan hayatını.
Çoğalarak bugüne gelen mısralarını, sergilenen oyunlarını,
sevgilimizin kulağına fısıldadığımız bestelerini. O duvarın bizden aldıklarını
düşünüyorum, bir insanlık tarihi boyunca…
“Karadır atları,kapkara
Nalları da kapkara demir.
Pelerinlerinde parıldar
Mürekkep ve mum lekeleri
Ağlamak nerede onlar nerede
Hepsinin de kurşundan beyni
Yoldan ağrı çıkageldiler
Gönülleri cilalı deri.
O çılgınlar, o gececiler
Boğarlar geçtikleri yeri
Zamk karası bir sessizliğe
Ve bir dehşete kum incesi…”
“Kimse şairleri vurmaz, ben de bir şairim.” demişti bir
dostuna Lorca sonsuz bir inançla.
Ben yürüyorum hala sokakta, yağmur da yağıyor. Bir Ağustos
sabahı Granada’da öldürülse de Lorca
Bu aralıksız yağan yağmur “karadır atları kara, nalları da
kapkara demir” lilerin bir duvar dibinde öldürdüğü Lorca’nın üstüne yağıyor hala…









