“yırtarak geçiyor kalbimizden ,hayatı törpüleyen zaman”
Zozan AYDOĞDU
zozi01@hotmail.com

“yırtarak geçiyor kalbimizden ,hayatı törpüleyen zaman”

Zozan AYDOĞDU: ÖLÜMÜN NEFESİNİ YAŞAMINDA HİSSEDEN BİR KADIN: AHMADOVA

08 Ocak 2024 Pazartesi 23:17 makaleler

Bu toprakların çiçekleri her daim sevdaya, kavgaya, umuda büyür.

Karanlık tüm zamanlarda dövüşenler bulunur.

Öldürülseler de kuytu köşelerde…

“oy benim canımın canı canım

Doymadan doymadan Ankara’ya

Oy benim canımın canı canım”

Her şair biraz kahindir.

 Kara bir kehanet gibi hayatları düşer mısralarına …

Arkadaş Z. Özger ne bu kadar kısa bir ömür düşledi. Ne de kendisine tragedya yazdıracak bir hayat.

Hayatını anlatır şiir kitabının ismi. Oysaki görememiştir kitabının basıldığını…

“Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” ile hayatımıza girer Arkadaş Z. Özger

Sekiz Ocak 1948 yılında Selanik göçmeni bir işçi ailenin beşinci çocuğu olarak gözlerini açar Arkadaş.

Doğduğu Bursa’dan çıkmaz üniversite yıllarına kadar.

 Defalarca ameliyat olmasına rağmen yakalandığı kemik rahatsızlığı onun trajedisini de beraber getirmişti.

Bir tragedya yaratsa da bu rahatsızlık aynı zamanda Arkadaş’ı şiire yöneltir.

“Pencereyi kapama

Gök dolabilir içeri

Sen neyi görebilirsin

Islak bir bulutun ağışını mı

Pencereyi kapama

Kuş dolabilir içeri”

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazandığında ülke bir karmaşa sürecinde idi.

Türkiye 12 Mart darbesine doğru giderken özellikle üniversitelerde solcu öğrencilere baskılar ve saldırılar artıyordu.

Ülkede yaşanan bu şiddet sarmalında Arkadaş Z. Özger de etkilendi.  24 Ocak 1971 yılında SBF yurduna yapılan polis baskınında özellikle başına şiddetli darbeler almak üzere dövüldü.

Adak şiirinde bu baskını anlatır Arkadaş…

“Biz üç yüz yurtseverdik
üç yüz antlı yurt bekçisi
umutla beslerdik kanımızı
yediğimiz al alma
içtiğimiz nar suyu
her birimiz bir çiçek
büyütürdük, görevimizdi bu
sevgiyle sökerdik ayrıkotlarını toprağın
sevgiyle ayıklardık yaramaz kurtlarını
açsın diye en güzel çiçek…”

Ama Arkadaş’ın aldığı esas darbeler fiziksel darbeler değildi.

Hüseyin Cevahir 1 Mayıs 1971’de İstanbul Maltepe’deki evde öldürülmesi sonrasında Arkadaş’ın mısralarında;

“Ah herkes mi susuyor

Kalbi kalbimize benzeyen dostlar

Bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya

Hayatın ateş renkli kelebekleri

Bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için

Ah herkes mi susuyor.”

 

Suskunluğun git gide yayılacağından habersiz susmamızdan şikayet ediyor Arkadaş ve bağırıyor tüm gücüyle. Siyasal kimliğinin yanında, tragedyasının bir sacayağı da Arkadaş’ın cinsel eğilimidir. Nefes almasına sebep olan varlığı, içinde bulunduğu devrimci camiada bile kabul görmez. Arkadaş ne şiirinden vazgeçer, ne de kimliklerinden. Alnını dağ ateşiyle yıkamasını bildiği gibi düşürüverir ellerimizden öğretilmiş erkek bedenini.

“Güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum

düşüvericek ellerinizden ve

bir gün elbette

zeki müreni seveceksiniz

(zeki müreni seviniz)

12 Mart darbesini yaşayan ülke sessizliğe bürünür. Deniz, Yusuf, Hüseyin idam sehpasında “Tam Bağımsız Türkiye” şiarı ile ölüme giderler.

Arkadaş ses olmaya, kavgayı, umudu, sevdayı yazmaya devam eder.

“Yusufcuk, yusufcuğum

Kanadından mı vurdular, vursunlar

Gün tanlayınca gövertesini

Halk ormanı ışıyacak

Bin Yusuf uçacak

Bin yusufcuk konuşacak”

29 Nisan 1973’te Ankara’da sokakta ağır yaralı bulunur Arkadaş Z. Özger . Kimse bilmez ne olduğunu. 5 Mayıs’ta ise gözlerini kapatır Arkadaş Z. Özger. Beyin kanaması der doktorlar.

Bir belirsiz ölüm bırakır tarih ellerimize, resmi kayıtlarda beyin kanaması denilse de. Beyin kanamasının sebebi yazılmaz rapora. SBF baskınında başına aldığı darbeler miydi ufak ufak Arkadaş’ı ölüme götüren. Ki tanığıyız Ali İsmail Korkmaz’ın Gezi’de sokak arasında darp edilmesinden sonra gittiği hastanede tedavi edilmemesine…

Oysa tanığıyız kayıp giderken bir genç ömür daha ellerimizden, resmi raporda yine beyin kanaması yazılmasına…

Bu dünyadan bedeni gittiğinde 25 yaşında idi. Ardında “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” nı bırakarak…

İyi ki doğdun Arkadaş…