“yırtarak geçiyor kalbimizden ,hayatı törpüleyen zaman”
Zozan AYDOĞDU: ÖLÜMÜN NEFESİNİ YAŞAMINDA HİSSEDEN BİR KADIN: AHMADOVA
Bu toprakların çiçekleri her daim sevdaya, kavgaya, umuda
büyür.
Karanlık tüm zamanlarda dövüşenler bulunur.
Öldürülseler de kuytu köşelerde…
“oy benim canımın canı canım
Doymadan doymadan Ankara’ya
Oy benim canımın canı canım”
Her şair biraz kahindir.
Kara bir kehanet gibi
hayatları düşer mısralarına …
Arkadaş Z. Özger ne bu kadar kısa bir ömür düşledi. Ne de
kendisine tragedya yazdıracak bir hayat.
Hayatını anlatır şiir kitabının ismi. Oysaki görememiştir
kitabının basıldığını…
“Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” ile hayatımıza girer
Arkadaş Z. Özger
Sekiz Ocak 1948 yılında Selanik göçmeni bir işçi ailenin
beşinci çocuğu olarak gözlerini açar Arkadaş.
Doğduğu Bursa’dan çıkmaz üniversite yıllarına kadar.
Defalarca ameliyat
olmasına rağmen yakalandığı kemik rahatsızlığı onun trajedisini de beraber
getirmişti.
Bir tragedya yaratsa da bu rahatsızlık aynı zamanda
Arkadaş’ı şiire yöneltir.
“Pencereyi kapama
Gök dolabilir içeri
Sen neyi görebilirsin
Islak bir bulutun ağışını mı
Pencereyi kapama
Kuş dolabilir içeri”
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni
kazandığında ülke bir karmaşa sürecinde idi.
Türkiye 12 Mart darbesine doğru giderken özellikle
üniversitelerde solcu öğrencilere baskılar ve saldırılar artıyordu.
Ülkede yaşanan bu şiddet sarmalında Arkadaş Z. Özger de
etkilendi. 24 Ocak 1971 yılında SBF
yurduna yapılan polis baskınında özellikle başına şiddetli darbeler almak üzere
dövüldü.
Adak şiirinde bu baskını anlatır Arkadaş…
“Biz üç yüz yurtseverdik
üç yüz antlı yurt bekçisi
umutla beslerdik kanımızı
yediğimiz al alma
içtiğimiz nar suyu
her birimiz bir çiçek
büyütürdük, görevimizdi bu
sevgiyle sökerdik ayrıkotlarını toprağın
sevgiyle ayıklardık yaramaz kurtlarını
açsın diye en güzel çiçek…”
Ama Arkadaş’ın aldığı esas darbeler fiziksel darbeler
değildi.
Hüseyin Cevahir 1 Mayıs 1971’de İstanbul Maltepe’deki evde
öldürülmesi sonrasında Arkadaş’ın mısralarında;
“Ah herkes mi susuyor
Kalbi kalbimize benzeyen dostlar
Bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya
Hayatın ateş renkli kelebekleri
Bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için
Ah herkes mi susuyor.”
Suskunluğun git gide yayılacağından habersiz susmamızdan
şikayet ediyor Arkadaş ve bağırıyor tüm gücüyle. Siyasal kimliğinin yanında, tragedyasının
bir sacayağı da Arkadaş’ın cinsel eğilimidir. Nefes almasına sebep olan varlığı,
içinde bulunduğu devrimci camiada bile kabul görmez. Arkadaş ne şiirinden
vazgeçer, ne de kimliklerinden. Alnını dağ ateşiyle yıkamasını bildiği gibi
düşürüverir ellerimizden öğretilmiş erkek bedenini.
“Güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüvericek ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seveceksiniz
(zeki müreni seviniz)
12 Mart darbesini yaşayan ülke sessizliğe bürünür. Deniz, Yusuf,
Hüseyin idam sehpasında “Tam Bağımsız Türkiye” şiarı ile ölüme giderler.
Arkadaş ses olmaya, kavgayı, umudu, sevdayı yazmaya devam
eder.
“Yusufcuk, yusufcuğum
Kanadından mı vurdular, vursunlar
Gün tanlayınca gövertesini
Halk ormanı ışıyacak
Bin Yusuf uçacak
Bin yusufcuk konuşacak”
29 Nisan 1973’te Ankara’da sokakta ağır yaralı bulunur
Arkadaş Z. Özger . Kimse bilmez ne olduğunu. 5 Mayıs’ta ise gözlerini kapatır
Arkadaş Z. Özger. Beyin kanaması der doktorlar.
Bir belirsiz ölüm bırakır tarih ellerimize, resmi kayıtlarda
beyin kanaması denilse de. Beyin kanamasının sebebi yazılmaz rapora. SBF
baskınında başına aldığı darbeler miydi ufak ufak Arkadaş’ı ölüme götüren. Ki
tanığıyız Ali İsmail Korkmaz’ın Gezi’de sokak arasında darp edilmesinden sonra
gittiği hastanede tedavi edilmemesine…
Oysa tanığıyız kayıp giderken bir genç ömür daha
ellerimizden, resmi raporda yine beyin kanaması yazılmasına…
Bu dünyadan bedeni gittiğinde 25 yaşında idi. Ardında
“Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” nı bırakarak…
İyi ki doğdun Arkadaş…









