CANIMIZ BU KADAR MI UCUZ?
Büşra Bütün: “YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE...”
Bir
sarsıntı olur…
Bazen
mal kaybı, bazen can kaybı…
Kabullenemediğimiz
acılar ve sonunu hazmedemediğimiz gerçekler…
Elimizden
kayıp gidenlere odaklanırken yeni bir sarsıntı daha gerçekleşir ve döngü başa
sarar.
Biz
insanoğlu, kaderi değiştiremiyor olabiliriz, doğru!
Ama
şöyle bir gerçek var ki; önlem ve tedbir her şeyin önüne geçebilir.
Bilim
adamları tarafından öngörülen şeyler, verilen tavsiyeler, ilkyardım
çalışmaları…
Dinlemiyor,
görmüyor ve duymuyoruz maalesef.
Yıllardır
başımızın belası gibi şekillendirilen deprem illetinden bahsediyorum.
Korkuyoruz,
düşünüyoruz ama önlem almıyoruz.
Müteahhitler
binaları yaparken önlem almıyor, insanlar evlerinde otururken.
Kaçak
malzeme uğruna insan canı yok sayılıyor, evimizde küçük de olsa deprem çantası
taşımak bize yük geliyor.
Kaç
kişi deprem anında ne yapması gerektiğini biliyor mesela?
“Koltuğun
kenarına mı saklanacağız, dolabın önüne mi, masanın altına mı, kirişlere mi?”
Kafalarda
dönüp duran sorular hep aynı, yıllardır!
Hiç
mi okumuyoruz, hiç mi araştırmıyoruz?
Canımız
bu kadar mı ucuz peki?
Hayatımıza
olduğu gibi devam ederken herhangi bir şehirde olan bilmem kaç şiddetindeki
deprem tüylerimizi ürpertiyor, haberlere bakarken donup kalıyoruz, belki
günlerce etkisinden kurtulamayıp uyuyamıyoruz.
Peki
etkisi geçince?
Yine
kaldığımız yerden hayata devam ediyoruz. Herhangi bir önlem almayı hiç
düşünmüyoruz.
Bugün
başka yerde olan felaketin yarın başımıza gelmeyeceğinin garantisini kim
veriyor mesela?
Ben
söyleyeyim, hiç kimse!
Ama
biz çok eminiz, başkalarına acımaktan öteye gidemiyoruz. Herkes kendi acısıyla
uğraşırken bizler televizyon başında sözde üzülüyoruz.
Kimse
kimseyi kandırmasın lütfen, ateş sadece düştüğü yeri yakıyor. Ve o yanan ateşin
yarın bizim ocağımızda olma ihtimaline karşı kolları sıvamamızın zamanı geldi
de geçiyor bile.
Duyarlı
olmak zorundayız, tedbirli olmak zorundayız.
Her
felakette ciğeri yanan aileleri görmekten, ailesini kaybeden çocukları
izlemekten bıkmadık mı?
“Önce
can, sonra canan” deyip duruyoruz ama bizim canımızı kim koruyacak?
Tabii
ki bizler!
Biz
kendi canımıza sahip çıkmaz, kendimizi bilgilendirmez ve tedbirimizi almazsak
eğer, yarın televizyon başında ağlanılacak sıralamasına girmemiz oldukça olası
görünüyor.
Yıllardır
beklenen ve korkulan şiddetli İstanbul depremini düşünelim, ve tabii ki yakın
il ve ilçeleri…
Her
an olma olasılığı olan bu olaya kaç kişi hazırlıklı?
Başımıza
geldiği zaman ahlama olayını güzel yaparız ama şüphesiz.
Hayatımız
bize bahşedilen bir hediyedir ve ne kadar yaşamamız gerekiyorsa o kadar
yaşarız, doğru. Ama nasıl yaşayacağımız ve ne şartlar altında olacağımız bize
bağlı.
Bize
verilen hediyeye sahip çıkmalı ve tedbirimizi almalıyız. Ne olursa olsun okuyup
geçmemeli, her konuda kendimizi eğitmeli ve bilinçlendirmeliyiz. Önümüze
sunulacak bir hayatımız daha yok, o halde elimizdekine dört elle sarılalım ve
ne can ne de mal kaybı olmadan bu doğal afetten kendimizi koruyalım.









