Büşra Bütün diğer köşe yazıları
“YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE...”
Canımız ciğerimiz yanıyor.
Şehirler küle dönüyor, ormanlar harap olurken bizler yine kendimizi yangınlara ve orda alınan zarara üzülürken buluyoruz.
Süregelen bir durumun içinde debelenmekten başka bir şey yapmıyoruz aslında.
SEÇİM ŞİDDETİ
Türkiye Cumhuriyeti olarak tek bir gündemimiz var: Seçim!
Her şey unutuldu, her cümlenin üstü itinayla çizildi, geriye sadece seçim endişesi kaldı.
DÜŞÜNCE SÖMÜRGECİLİĞİ
essiz kalmak ne zaman mükafat oldu bizlere?
Ne zaman aranan eleman olarak ilk sıralarda yerini korumaya çalıştı?
Ağzımızdan çıkan her bir sözcük ne zaman külfet gibi görünmeye başladı?
HEY GİDİ…
İşsizlik mi?
Yok canım, o da ne!
Üniversite okumuş gençlerimiz garsonluk yapmayı kendine yediremiyor da ondan sefalet çekiyor. Yoksa her yerde iş gırla geziyor.
BUGÜNÜ YAŞAYIN, HER DETAYIYLA!
Son zamanlarda sıkça aklıma gelen tek şey; John Lennon’un “Hayat, biz planlar yaparken başımıza gelenlerdir.” sözüdür.
KENDİ DOĞRUNUZU KENDİNİZ BULUN!
Kalbim kırık, yüreğim soğumuyor…
Kelimelere dans ettirmek isterken onları bir odaya hapsetmek istiyorum bir anda.
YAZIKLAR OLSUN!
Bana çaresizliğin resmini çizebilir misiniz?
Bir insan çok şey söylemek isterken hiçbir şey konuşamaz mı?
Çok şey yapması gerekirken eli kolu bağlanır mı?
ÖNCE İNAN SONRA HİSSET!
Enerjiye inanır mısınız?
Peki ya evrenin gönderdiği mesajlara?
Ya da bu enerjinin hayatına yansıttığı tepkiye?
HOŞ GEL 2023
Yeni bir yıl,
Yeni umutlar,
Yeni hayaller,
Yepyeni bir yaşam…
BU NE ÇELİŞKİ, BU NE TUTARSIZLIK?
Muhafazakar ve çocuğunu iyi yetiştirmek isteyen bir toplum olarak nelere dikkat ediyoruz?
Şiddete karşıyız ama tüm sorunlarımızı şiddete dayalı çözmeye çalışıyoruz.
Zinaya karşıyız ama her akşam televizyonlarımızı açtığımızda aile içi çarpık ilişkilerin olduğu, yasak aşkları konu alan, evlenmeden çocuk yapanların hayatını dizilerde izliyoruz.
CANIMIZ BU KADAR MI UCUZ?
Bir sarsıntı olur…
Bazen mal kaybı, bazen can kaybı…
Kabullenemediğimiz acılar ve sonunu hazmedemediğimiz gerçekler…
Bugün günlerden 28 Ekim, “Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz.”
99 yıl önce bir ülke çökmek üzereyken atılan adımlar ve bugünkü konumumuz…
Bugün günlerden 28 Ekim, “Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz.”
Ne kadar umut dolu ve gururlu sözler değil mi?
ÇİFTLER NEDEN BOŞANIR?
Evlenip boşanmalar moda olmuş memleketimde!
Bugün nikahı kıyılan çifte bir sene içinde adliye koridorlarında rastlarsanız şaşırmayın.
Neden mi?
HANGİMİZ MÜKEMMELİZ?
Herkes ne kadar çok konuşuyor, değil mi?
ÇİÇEKLER KOPARILMASIN VE KADINLAR NEFES ALSIN!
Gün geçmiyor ki; bir kadının çığlıklarına şahit olmadığımız, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde yer almayan, haber kanallarında kadına yönelik olumsuz davranışlar içermeyen ya da bunun üzerine filmler, kitaplar çıkmayan…
BİR DESTANDIR ÇANAKKALE!
18 Mart!
Bir milletin yeniden doğuşudur Çanakkale!
Yazılmış en büyük destan, kazanılmış en büyük zaferdir Çanakkale!
BİTMİYOR Kİ SAVAŞLAR!
Masum insanlar zarar görüyor.
Çocuklar ölüyor.
Aileler evsiz, yurtsuz kalıyor.
İnsanlar, yıllardır yaşadıkları memleketlerinden ayrılmak zorunda kalıyor.
HİJYEN
Yerlere atılan maskeler,
GELİŞİYORUZ VE ŞAHLANIYORUZ!
Yeni evleneceklere müjde!
Ekonomi parlıyor.
Bir elmas gibi ışıl ışıl…
MİKROPLARDAN ARININ!
Kar yağıyor günlerdir. Beyaz, saf ve kusursuz...
“Kar yağınca mikroplar ölürmüş” diye bir söz vardır ya hani halk arasında, sizce de mikroplarımızdan arınmış mıyızdır?
İçimizdeki kötülüklerden, bitmeyen kıskançlıklarımızdan, başkalarının arkasından iş çevirmekten…
Arınmış mıdır gerçekten tüm mikroplar?
DÜNYA OLSAK ONLARA
Kimsesiz çocukları düşündünüz mü hiç?
Ailesi olmadığı için mi kendilerine “yurt” diye sokakları tercih etmişlerdir yoksa tutunacak dalları olmadığından mı?
Sahip çıkacak bir el olmazsa neler yaşar bir insan, bilir misiniz?
Bir nefese ihtiyaç duyduğunda yalnızlığın nasıl bir duygu olduğu hakkında bir fikri olan var mı?
Z KUŞAĞI!
Z kuşağı diye bir gerçek var!
Bilmeyenler için hemen özet geçmek isterim ki; 1990-2010 yılları arasında doğan ve teknolojiyle iç içe büyüyen bir nesildir. Başka bir deyişle “dijital öncüler” olarak adlandırılabilir ve günümüzde sürekli karşımıza çıkan ve bir sorun olarak nitelendirilen bu kuşağı biraz inceleyelim istedim.
KUTUP YILDIZI ( MEHTAP FIRAT)
Kutup Yıldızı serisi, yazarın ilk basılı kitabı olma özelliğine sahiptir ve devamı niteliğinde çıkacak olan 2 ya da 3 kitap daha beklenmektedir.
KAR KÜRESİ- KAR TANESİ -BEYZA ALKOÇ
Veee 2021’in son yazısıyla karşınızdayım.
RÜZGARA DOKUNMAK- RÜZGARI YAŞAMAK ( K.K.BERK)
Kübra Berk, Mavi Gece, Rüzgarın Sesi serisi ve Operatöre Bağlanıyorsunuz kitaplarının yazarıdır.
Genç yaşına rağmen edebiyatta başarılı olan yazar, çocukluk yıllarından bu yana sanatla her zaman iç içe olmuştur ve birçok tiyatro ve meddahlık yarışmalarında ödül almıştır.
EMRE GÜL- GÜNEŞİ SÖNDÜRMEM GEREK SERİSİ (1-2-3)
Bu muhteşem haftaya güzel bir kitap önerisi daha bırakalım mı sevgili kitapseverler?
Genellikle aşk ve gençlik romanı üzerine yoğunlaşmış olan yazarımız Emre Gül ile karşınızdayım.
BİZİMLE BAŞLADI BİZİMLE BİTTİ- COLLEEN HOOVER
Colleen Hoover, her kitabıyla The New York Times çok satanlar kategorisinde yer almayı başaran bir yazardır. Romantik bir kişiliğe sahip olmaması ve ilk kitabını yazmadan önce de hiç aşk kitabı okumamış olmasına rağmen bu kategorideki başarısı şaşırtıcıdır.
BERNA ILGIN- BUZ KIRAĞI
Berna Ilgın Keskin ve Buz Kırağı kitaplarının yazarı olarak edebiyat dünyasında bizleri karşılıyor. Wattpad yolculuğundan sonra Epsilon yayınevi tarafından hikayeleri kitaplaştırılıyor ve bizlerin beğenisine sunuluyor. Seri kitap sevenler için nokta atışı denebilecek güzellikte kitapları olduğunu söyleyebiliriz!
Mektup...
Okumak ve yazmak...
Vazgeçilmez iki tutkum. Aslında okumakla başladı her şey ve sonra amatörce kalemi elime almamla devam etti bu tutkum.
KENDİ DOĞRUNUZU KENDİNİZ BULUN!
Büşra Bütün: “YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE...”
Kalbim
kırık, yüreğim soğumuyor…
Kelimelere
dans ettirmek isterken onları bir odaya hapsetmek istiyorum bir anda.
Kollarına
geçirilen bir kelepçe, boynuna vurulan giyotin olur mu mürekkebin her bir
damlası?
Sözcükler
ne zaman zararlı oldu bizim için?
Duyuyoruz,
okuyoruz, dinliyoruz ama gel görelim ki ne anlıyoruz ne de inanıyoruz. At
gözlüğü neydi bilen var mı?
Sorgulamayı
ya da araştırmayı ne zaman bıraktık? Ne zaman bu kadar cahil olabildik? Ne
zaman göz yumduk olan bitene?
Ayağına
taş takılsa, o taşı oraya koyana söven millet ne ara bu hale geldi?
Ne
ara gördüğümüz ve bildiğimiz şeylerle değil de kulaktan dolma bilgilerle
doldurduk cebimizi?
O
cep yırtılırsa un ufak olmaz mı tüm koruduklarımız, güvence altına
aldıklarımız?
Kim
dikecek sonra o cebi? İnanmadığımız ve dinlemediğimiz terzi mi? Yoksa eli iğne
tutmayı bile bilmeyen kendimiz mi?
Şimdi
derin bir nefes alın ve tıpkı karşıdan karşıya geçiyormuş gibi önce solunuza,
sonra sağınıza ve en son da tekrar solunuza bakın.
Aynı
şeyleri gördüğünüzden emin olun. Aynı ağacın orada durduğundan emin olun.
Ayağınıza takılan taşın kaldırımın kenarında olduğundan emin olun. Size doğru
gelen yaşlı bir amcanın bastonunun renginden emin olun ve kafanızı gökyüzüne
çevirdiğinizde havanın size verdiği mesajı alın.
Herhangi
bir olayı algılayabilmek için başkalarının düşüncelerine ihtiyacınız olmadığını
kavrayın ve kendi doğrularınızı kendiniz not alın.
Herkes
kendi doğrusunu size empoze etmek ister, unutmayın. Aynı olayı yüz kişiden
farklı şekilde duyduğunuzda en çok içinize sinene mi “haklısın” diyeceksiniz
yoksa gerçekten haklı olana mı? Ya da sizi en çok kimin koruyacağına göre
doğrularınız değişecek mi?
Siz
karar verin…
Beyin
en işlevsel organdır ve tek yöneticisi sizsiniz.
Lütfen
uyumayın, gözünüzü açın ve bakmaktan korkmayın. O göz de sizin, kulak da, dudak
da…
Mesele
onlara sahip çıkabilmekte!
Gözünüz açık kalın.