DÜŞÜNCE SÖMÜRGECİLİĞİ
Büşra Bütün: “YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE...”
Sessiz kalmak ne zaman mükafat oldu bizlere?
Ne
zaman aranan eleman olarak ilk sıralarda yerini korumaya çalıştı?
Ağzımızdan
çıkan her bir sözcük ne zaman külfet gibi görünmeye başladı?
Susmak
ve boyun eğmek hangi zaman diliminde ödüllendirildi?
Binbir
türlü düşünceyi ne zaman gömdük en derine?
Ne
zaman?
Tabii
ki korkmaya başladığımız zaman…
Konuştuğumuzda
alacağımız tepkiden çekindiğimiz zaman…
“Tamam”
demediğimizde sorularla karşılaşacağımız zaman…
İstediğimizde
yargılanmaktan geri durduğumuz zaman…
İşin
aslı; her zaman!
Ama
unuttuğumuz bir şey mi yok mu sizce de?
Neden
korkuyoruz bu hayatta?
Neden
cesur olamıyoruz ve neden başkasının bize empoze ettiği bir şeyi sindirmek
zorunda kalıyoruz?
Hep
bir kovalamaca, hep bir kaçış…
Peki
sonrasında bizden geriye ne kalıyor?
Kabullenmekle
boyun eğmek bambaşka iki dünya iken nereye ait olduğumuzu düşünüp dururuz
ömrümüz boyunca. “Hayır” demek bir erdemdir ama yerinde kullanıldığı sürece!
“Hayır,
ben öyle düşünmüyorum, hayır sana katılmıyorum, hayır o öyle değil…” Sonu
bitmez cümleler üretecek kapasiteye sahipken susmak ödüllendirilmemeli. Aksine
cesur olan, düşüncesini özgürce dile getiren, susmadan ve geri durmadan adım
atmaktan korkmayan, yeri geldiğinde kafa tutabilen insanlar çoğalmalı.
Sömürgecilik
sadece devletler arasında olmuyor ne yazık ki! Düşünceler sömürge altına
alınamaz mı? Peki ya kişiler?
Alınır,
hem de öyle bir alınır ki!
Baskı
altında tutarak, zorlayarak, susturarak ve en önemlisi de birinin kişisel
alanını istila ederek…
Bizler
bu istilaya baş kaldırmazsak her zaman asimile olmaya razı gelmek zorunda
kalırız. Her zaman “tamam” demek ve asla “hayır” diyememek…
Susmak
ve özgürce konuşamamak…
O
halde ne duruyoruz?
Zihnimizde
beliren her bir sözcüğü tarttıktan sonra dışa vurmaya ve sonucunda da ne
olacaksa sevgiyle kucaklamaya var mıyız?









