ÇÖP TOPLAMA ÖĞRETMENİM, SANA SINIF YAKIŞIR!
Şebnem Sema TUNCEL: DENGEYİ, DENGESİZLİKLE ENİNDE SONUNDA BULACAĞIZ!
Bu
yazımda size köyünün ilk üniversite bitiren, öğretmen olan, KPSS gibi bir
işkence sürecinde 3 sene uğraşan ama ülkemizde şu an bile Resmi rakamlara göre
Türkiye’de 150 bin öğretmen açığı bulunmasına rağmen, 460 bin ise atanamayan
öğretmen varken (ancak eğitim sendikalarına göre tespit edilemeyenlerle
birlikte atanamayan öğretmen sayısı 55 ülkenin toplam nüfusundan bile fazla--
700 bin civarında), ataması yapılmadığı için İstanbul-Ümraniye’de atık kâğıt
işçiliği yapan, biyoloji öğretmeni
Mahmut Aytar’dan bahsetmek istedim…
Onu TV
kanalında kendini anlattığı birkaç dakika içinde içim sızlayarak izledim ve
ardından da araştırmaya başladım! Kimdi bu öğretmenimiz? Nasıl bir emekle
yetişmişti ama şu an umutlarını da o çöp konteynırları içinde mi arıyordu? Yoksa
tüm umutları tümden kaybetmiş, aramak aklına bile gelmiyor muydu?
Dört
yıldır katı atık işinde çalışan, bir depoda yatıp kalkan, atanmamış biyoloji
öğretmeni Mahmut Aytar’dan söz ediyorum! 2010-2014 yılları arasında Dicle
Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü’nde okumuş, mezun olduktan
sonra, öğretmenlik yapabilmek için de bir yıllık formasyon eğitimi almış, üç
sene boyunca KPSS’ye girip öğretmenliğe müracaat etmiş ama bir türlü ataması yapılamayan
binlerce gencimizden biri…
Çok
çocuklu yoksul bir ailenin çocuklarından biri olan genç öğretmenimiz İlkokulu
köyde, ortaokulu taşımalı eğitim sistemiyle, köyünden 30 kilometre uzaktaki bir
okulda okuyarak, liseyi Tunceli’deki yatılı okulda okumuş. Sonra Dicle
Üniversitesi’ne girip Biyoloji öğretmeni olan başarılı gencimizin en büyük
hayali akademisyen olmakken ülkede Fen-Edebiyat fakülteleri kapatılınca (ya da
kontenjan daraltılınca) bu hayali de gerçekleşmemiş.
Bu
hayal neden gerçekleşmemiş diye araştırınca karşıma ne çıktı bilemezsiniz!
Bu fakülteler aracılığı ile, bazı öğretmenlik programları kapatılıp,
bazılarına da öğrenci alımı durdurulurken, kontenjanını artıran Kuran-ı Kerim
ve Hz. Muhammed’in Hayatı derslerine girebilecek ilahiyat fakülteleri (%17) ile
din kültürü ve ahlak bilgisi (%31) ve de Arapça öğretmenlikleri (%64) kontenjanlarını
hep arttırmış ve bunedenle bilim alanına giren diğer öğretmenlik alanları
daraltıldıkça daraltılmış. Bazıları da kaldırılmış!
(https://www.haberturk.com/gundem/haber/857870-kapatilan-ogretmenlikler-fen-edebiyat-fakultelerinde-puanlari-yukseltecek)
Yorumsuz
aktarmaya çalıştığım bu yazımda, yazarken bile üzüntüsünü içimde hissettiğim
eğitim alanımızın da çökmüş/çökertilmiş olduğunu, ilim ile, bilim ile çağı
yakalamak varken çağ dışılığa öncelik verilmesinin gerçekliği karşısında üzüntü
kelimesinin bile duygularımızı aktarmaya yetersiz kaldığı günler yaşıyoruz ne
yazık ki!
24 Kasım
Öğretmenler Günü yaklaşırken, platformlarda söylenecek övgü dolu sözler ile
geçiştirilmeye çalışılacak bu günü Öğretmenin şenlik günü zannedenler; aslında
amaçları bunca öğretmen açığına rağmen, açıklara kendi yandaşlarını,
liyakatsizleri, partilileri atayarak, yıllarca
öğretmenlik yapma hakkını kazandıran lisans ve yüksek lisans diplomalarına
sahip, 5 sene emek vererek yetiştirdiğimiz gencecik, idealleriyle, umutlarıyla
eğitim alanında çocuklarla buluşmayı bekleyen öğretmenlerimizi, yetkiyi elinde
tutanların fakülte sonrası KPSS ve benzer sınavlarla eleme maksatlarını ve
sonra “kadro açığı var, öğretmensiz okullar var” diyerek yandaşlarını
yerleştirdiklerini, her şeyi hepimiz biliyoruz.
“Atanamayanlar başka iş bulsun” diyen
bakan ve milletvekilleri ülkemizdeki işsizliğin boyutlarından bile haberdar
değilken, çoğu Atamızın
“medeniyeti yakalamış bir ulus olabilmek için öğretmenlere çok iş düşüyor”
sözünü hiç duymamış olmalılar ki, öğretmenlerimize sınıfta çocuklarımıza
ilim/bilim aktarmak yerine sokaklarda atık toplama, çöp toplamayı layık
görüyorlar!
Yazıklar
olsun hepinize!
Kutlu
olsun hepimize…









