ONURLUYUM; çünkü SELANİK MUHACİRİYİM
Şebnem Sema TUNCEL
sstuncel@gmail.com

ONURLUYUM; çünkü SELANİK MUHACİRİYİM

Şebnem Sema TUNCEL: DENGEYİ, DENGESİZLİKLE ENİNDE SONUNDA BULACAĞIZ!

25 Mayıs 2021 Salı 10:53 makaleler
Bütün mübadele acısını yaşamış, şimdi çoğu hayatta olmayan kız-kızan; kadınge-tete; aba-aga,buba-ninelerimizin anısına;  Muhacirlerin aslı  Karamanoğlu Beyliği Yörük Türklerine dayanmaktadır. Osmanlı’nın Türkleştirme Politikası gereği,  sınır, uç bölgelerin güvenliği için  seçkin ve cesur Türk Ailelerin sınır bölgelere yerleştirilmesi  sonucu  Muhacirlerin Selanik civarlarına kadar gittikleri Tarihi belgelerde mevcuttur. Yüzyıllarca Osmanlının topraklarında onurlarıyla yaşamış, vefalı insanlardır. Ama sonuçta yine başka bir göçün tam ortasında kalmış hüzün dolu bir yaşamın kahramanlarıdır. Bizler ki o acıları en derinden yaşamış ailelerin çocukları, torunları olarak, dünyanın ilk ve tek zorunlu göçü olan, tarihin kara sayfalarında yer almış MÜBADELENİN hüzünlü ama mağrur mirasçılarıyız... Yıl 1923, aylardan Ekim, Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan Mübadele Sözleşmesi gereği yaklaşık 2 milyon (belki de daha fazla) Müslüman Türk ve Hıristiyan Rumlar karşılıklı olarak evlerinden, barklarından, vatan bildikleri topraklardan, canları gibi sevdikleri komşularından, anılarından, mezarlıkta bıraktıkları atalarından, arkada bırakmak zorunda kaldıkları aile bireylerinden, yarlarından, yarenlerinden, her şeyden, her şeylerinden koparılarak ağlaya ağlaya, bilmedikleri bir yöne doğru mecburi bir göçe zorlanmışlardır. İşte bu ailelerden biri de benim ailemdi. Paramparça olmuş bir ailenin, bir gün geri dönerim umudu ile ama ancak 25 yıl sonra ziyaret edebilmek için izin alabildikleri bir yolculuğun dramıdır. Çıktıkları yolda, tıka basa doldurulmuş, kıpırdayacak yer kalmamış GÜLCEMAL gemisi ile Selanik limanından İzmir\'e getirilip daha beter dramların ortasına bırakılmış; Rumeli havasının , Alasonya toprağının kokusu hep burunlarında hissetmiş bir ailenin, aslında yüz binlerin, milyonların dramından sadece birisiyiz... Bu yazımda size İzmir\'den sonra yollandığımız köyümüzü anlatmak istiyorum. Köyümüz (aslında Adana\'nın bir semti) Adana\'nın bir parçasıydı ama adına eskiden burada oturan Rumlar ve sonrada buraya Rumeli’den gelen insanların yerleştirilmesi nedeniyle Gavur Köyü derlerdi nedense... Bir yazımda şöyle anlatmışım: \"...Bense Adana’nın halk arasında Gavur Köyü denen mahallesinde doğup büyümüş, “zeytinyağlı” “ot” yemeklerinin eksik olmadığı sofralarda yasaksız yemekler yiyebilen,  dinin kesinlikle yaşam biçimini engellemediği ve içsel bir şey olarak kaldığı “o mahalleden” biri… Alasonyalı, Muhacir, Boşnak, Rumelili dolu köyümde gavurdum; köyün sokaklarında iki tekerlekli “velespit”e binen, eve girdiğimde ayağıma hemen “pandofla” geçiren, “peşkir”i katlayıp asan, “h” sesi düşmüş sözcüklerle dolu ninnilerle büyümüş, bunu en doğal dil kabul edendim.\" “Komşularımız da bizlerden farksızdı. Evimizin içi-dışı birdi. Kapılar kilitlenmez, köyün sokakları çiçekten geçilmezdi. Köy kahvesinde Rumeli şarkıları çalardı inceden inceye... Bütün evler beyaz boyalı, portakal, limon çiçekleriyle nar çiçeklerinin kucaklaştığı mis kokulu yerlerdi” diye anlatırken, ben de o mis kokulu sokaklarda dolaşıyorum.” \"... Önceleri çok yadırgadığım bu ismi neden koyduklarını sorduğumda büyüklerim, yüzlerinde tebessümle, “Farklı olduğumuzu düşünüyorlar” derlerdi. Çocuktum, pek anlamazdım ne demek istediklerini. Farklı neyimiz vardı ki? Yaşam biçimi, hayata bakış, insan ilişkileri, örf ve adetler, dil, gelenekler gibi kültürel pek çok farklılığın insanları “öteki”leştirdiğini yıllar sonra anladığımda Gavur Köylü olmaktan çok mutluydum. Düşlerim vardı engellenmeyen; neyi, neden yaptığım tabularla, dogmalarla, törelerle eleştirilmeyen. Kadın-erkek eşitliğini kanıksamış insanların önemsediği şeyin saygı olduğunu öğrenmiştim köyümün nane kokan çitsiz bahçelerinde koşarken… Tarhana serilmiş, meyve kurutulan avlularda güneşle konuşurken...\" Biz mübadiller, muhacirler, göçmenler bazı kendini bilmez cahil AKP’lilerin dediği gibi ne “ezik”tik ne de “dinsiz” “imansızız” onlar gibi! Bizler  Türk olmamızdan hep gurur duyduk. Törelerimizi, dinimizi, terbiyemizi, değerlerimizi, ülkemize olan sevgimizi, çalışkanlığımızı, erdemlere olan saygımızı, Atamıza olan bağlılığımızı bize geçiren büyüklerimizi saygı ve sevgiyle anıyoruz. Aynı değerleri bizden sonraki nesillere de aktaracağımızdan emin olarak, esenlikler dilerim... Tanrı dünyada hiç bir ulusa aynı acıları yaşatmasın... Onurlu insanlarımızı aydınlık zihniyetlerden, medeniyet yolundan ayırmasın.